eğer…
yaşamazsan ayrılık acısını…
olması gerektiği gibi…
bastırırsan duygularını…
bir gün bir yerden çıkar…
demişti biri…
ona uydum…
en ağırını yaşadım…
acısını ayrılığın…
bir ara…
hiç bitmeyecek sandım…
aniden…
garip bir şekilde…
rahatlamaya başladım…
öyle anlar oldu ki…
acı çekmeye…
öyle alışmıştım ki…
bu rahatlama bile…
tedirgin etti beni…
o kadar rahatladım ki…
ruhumda…
bir hastalık sonrası…
ayağa kalkan hasta gibi…
yavaş yavaş…
nefesini hissediyorum…
kokusunu alıyorum…
neşesini duyuyorum…
hayatın….
kırıntılar salınsa da…
ufak ufak beynimde…
izini hissetsem de…
acının…
ayrılığın…
hayat ile…
yeniden kavuştum…
yeniden…
yaşamaya başladım…
nabzım düşük…
sakin…
şimdi…
ayrılıklara dair…
bir derviş gibiyim…
bahsederken…
tebessüm edebilecek…
kadar yenilendim…
davranışlarına…
öfkeli değilim…
davranışlarımdan dolayı…
pişman değilim…
çocukça yaşadık aşkı…
ayrılırken yaşadığımız….
yaptığımız…
çocukluklar gibi…
şimdi bir derviş gibiyim…
hasarlı kalplere…
onarım yapabilecek…
duru…
derin…
engin…
sakin bir adam gibi….
bugün…
senin…
eski numaran belirdi…
ekranımda…
hani o…
açar açmaz…
“aşkım” diye cevapladığım…
telefonumun ekranına baktım…
sen olmadığını biliyordum…
cevapladım…
bir şeyler sorup…
eklediler…
çok mutlu dediler…
haber verdiler…
senin adına…
ben de mutlu oldum…
laf olsun diye değil…
çok içten…
bazı insanların kalbi çok ince bir cam gibi…
bazı insanların ruhu çok ince bir zar gibi…
bazı insanlar çok vicdanlı…
bir fincan kahvenin…
kırk yıl hatrı vardır…
derlerdi ya…
bir dünya sevdamın…
bin güzel bakmamın…
sonsuz gibi aşkımın…
bir anlık hatrı olmadığını…
öğrettin bana…
şaşırdım…
evet…
yüzlerce saçmaladım…
binlerce bocaladım…
bazen sıçtım…
bazen sıvadım…
ama aşk konusunda…
tek bir yalan atmadım…
içimde…
tabii ki var pişmanlıklarım…
kabuk bağlıyor yaralarım…
bilki sana…
bir gram bile…
öfke bırakmadım…
ruhuma kainata saldım…
yüreğim huzurlu…
seni sevmiş olmaktan…
bir defa bile…
pişman olmadım…
seni sevdim…
sana adadım…
seni kokladım…
sana aşktım…
seni yaşadım…
gittin…
sana kızdım…
sana ağladım…
seni özledim…
hayalimde…
seni yaşattım…
baktım olmadı…
seni ben de uğurladım…
ama tek bir defa bile…
pişman olmadım…
vadesi dolmuş…
bir aşkmış bu…
sonunun olduğunu…
ben de anladım…
kendimi buluyorum…
son zamanlarda…
duru ve sakin…
düşünüyorum…
en mantıklısından…
ama yine…
en duygulusundan…
küsmüştüm…
hayata…
yanılmışım…
kendime küsmüşüm oysa…
kendime ihanet…
kendimi feda…
kendime işkence etmişim…
kendime acılar yaratmış…
kendimi feda etmişim…
kendimi kandırmış…
kendime yalanlar uydurup…
yalanlarıma inanmışım…
uzun zamandır…
hayat…
yaşam için…
kendimi keşfe başladım…
kendi gerçeklerimle…
dünüm ile…
bugünüm ile…
geleceğim ile barıştım…
kendime acımadan…
kendime yalan atmadan…
olmayan şeylere inanmadan…
sinirleri alınmış…
derviş misali…
ruhuma aklımla…
duyguma zekamla…
empatiden uzak…
derinlerime dalarak…
kendimi keşfe çıktım…
artık sadece…
kendim için yaşayacağım…
hayat…
bir an’ım…
ya da…
kırk yılım…
kalmış olsa bile…
seni…
yeniden keşfetmek…
ne güzel…
senden kopmalarımı…
hızlandıran bir şeyler var…
anlayamıyorum…
acımıyor…
acıtmıyor artık…
gözyaşlarımın boşaldığı gibi…
akıyorsun yüreğimden dışarı…
şelaleden boşalan su gibi…
o kadar hızlı ki…
istemeden oluyor…
ama durduramıyorum…
durdurmuyorum…
korkuyla karışık…
huzur buluyorum…
her ne oluyorsa olsun…
mutlu olmanı…
en derinden istiyorum…
geçmişte…
en derinden…
sevdiğim gibi…
çok sevilmeni diliyorum…
sağlıklı düşünmeye başladım….
kumdan kaldırıyorum kafamı artık…
düşünüyorum da…
sana gerçekten sahip olduğundan…
büyük anlamlar yüklemişim…
aşırı gururun…
aşırı öfken…
aşırı sevgin…
aşırılıkların…
yönetme isteğin…
sadece bana karşı değil…
kendine karşı yaptığın gibi…
ve binlerce şey yazabilirim…
seni yermek için yazmıyorum bunları…
eminim sen de bana…
olmadığım anlamlar yüklemiştin…
sana hiç kızmıyorum artık…
bu kadar geç fark edişime…
kendimi perişan edercesine…
sağlığımı hiçe sayarcasına….
sana adamışlığma…
ve en önemlisi…
senin için gözümü kırpmadan…
ölmeye bile hazır oluşuma…
kızıyorum…
düşünüyorum da…
sana buradan yazdıklarımla…
ne çok okşamışım gururunu…
giderken bile tedavi etmişim seni…
oysa senden tek beklediğim…
yaşadıklarımızın…
en azından yalan olmadığını…
duyabilmekti…
yaşananların bir hiç olduğunu…
altını çize çize…
susman gibi…
arkamdan sırlarımı…
bilmemesi gereken kişilere…
paylaşman…
sadece ama sadece…
kendi gururun…
ve bencilliğin için…
tüm çektiklerimi bilmene rağmen…
zevk aldığın için…
kızmıştım sana…
yine de kızmıyorum artık…
düşünüyorum da…
sana…
hak ettiğinden fazla anlamlar yüklemişim…
senin bana hayal edip…
yalandan yüklediğin anlamlar gibi…
tam da senin oturduğun…
koltukta oturuyorum…
Ankara’dan dönerken…
hani tek bir an bile…
merhamet bile göstermediğin…
arabada…
kendime üzüldüm…
kendime kızdım…
ne bekliyordum ki…
böyle bir insandan…
ne gerek vardı…
seni sevmeye…
delicesine…
yalnızlığımla…
barıştım artık…
vicdanım rahat…
her an değerli benim için…
sana harcayacak…
bir dakikam bile…
olmamalı benim…
sırada yüreğim var…
söz geçirmem gereken…
yokluğunda…
mutlu olabilen…
sabah uyandığında…
uyanmanın…
geçerli bir sebebi…
olmamasıdır…
cansızlığı yaşamak…
gece olduğunda…
uyumanın…
geçerli bir sebebi…
olmamasıdır
cansızlığı yaşamak…
cansız uyanır…
cansız uyursunuz…
cansızlığı yaşamak…
zorunda kalmak…
cansız bedene…
sahip olmak…
yaşarken hissedebildiğiniz…
tek ölümdür…
kilometreler girince yürekler arasına…
hissiyat azalırmış dediler…
hoşçakal…